top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıÇiler Çilingiroğlu

Antroposen krizin nedeni artan nüfus mu?

Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu'nun 6 Aralık 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.


Şimdiye kadar yeni insan çağına ilişkin çok sayıda farklı konuya değindik. Bazen yazılarımın satır aralarında dünya nüfusuna değindim, ancak görünen o ki bu konuyu tek başına ele almak iyi olacak; çünkü birçok kişi insanlığın kriz halini artan nüfusa bağlama eğiliminde.

Ben bu yazıda, nüfusun, Antroposen Çağı yaratan bir etmen OLMADIĞINA sizi ikna etmeye çalışacağım.


Dünya nüfusu artmaya devam ediyor mu?


Evet, dünya nüfusu uzun zamandır bir artış trendi içinde. Dünya Bankası verilerine göre 1960’larda 3 milyar olan dünya nüfusu, 2000’lerin başında 6 milyara ulaştı. Geçtiğimiz Kasım’da Birleşmiş Milletler, dünya nüfusunun 8 milyar sınırını aştığını ilan etti.

Sıralamada Çin, Hindistan ve ABD ilk üçe girerken, Türkiye de 86 milyonla Almanya’nın bir sıra önünde ve 18'inci sırada. Şöyle ifade edelim: Avrasya 5 milyarlık toplam nüfusuyla dünyanın en kalabalık bölgesi durumunda. Diğer yandan binde 6’lık bir artışla Avrupa kıtası dünyanın nüfusu en yavaş artan coğrafyası. BM, 2100 yılında dünya nüfusunun 10 milyar seviyesine ulaşacağını öngörüyor.


Tüm bu rakamlara bakınca ve artış trendinin hız kesmiyor olduğunu görünce, aklımıza ilk gelen Antroposen krizinden çıkış için dünya nüfusunun bir şekilde azalması gerektiği yönünde oluyor. Öyle ya, nüfus azalırsa talep de azalır. Ekolojik yük azalır, gezegenin nimetleri herkese yeter hale gelir ve kriz bu şekilde aşılır.

Peki bu sanımızı destekleyen veriler var mı? Bakalım ve görelim.


Hangi ülkeler iklim krizini besliyor?


Çok kısa ve net yanıt vereyim: Kişi başı geliri en yüksek ülkeler Antroposenin en önde gelen yaratıcıları.


Dünyada, kişi başına geliri en yüksek ülke yurttaşları daha fazla et tüketiyor, daha fazla uçuyor, daha fazla plastik çöp üretiyor ve daha fazla lüks ürün tüketiyor. Yine bu ülkeler, sanayileşmiş ekonomileriyle atmosfere çok daha yüksek miktarda emisyon salıyorlar.


Mesela nüfusu 1 milyarı geçen Hindistan’ın dünyaya yükünün çok fazla olduğunu zannederiz; ama gerçek şu ki Hindistan’da kişi başına yıllık et tüketimi sadece 4 kg; ABD’de ise bu rakam 120 kg! Dolayısıyla tek bir ABD vatandaşı, 30 Hindistan vatandaşına denk geliyor.


Başka bir örnek verelim. Afrika’da bir insan yılda 16 kg plastik çöp üretirken, Batı Avrupa’da bu rakam 136 kg! Yani bir Afrika insanı, 8.5 Batı Avrupalıya denk düşüyor.


Tüketime bakalım. Düşük gelirli ülke insanları yılda 2 ton eşya tüketiyor; zengin ülke yurttaşları ise 28 ton. Yani 1 yoksul ülke insanı, 12 zengin ülke insanına eşit geliyor.


Gelelim atmosferi ısınmasına. En fazla sera gazı salımını kim yapıyor? ABD ve Kanada birlikte dünyadaki sera gazlarının yüzde 43’ünü, Batı Avrupa yüzde 29’unu, Rusya ve Doğu Avrupa yüzde 13’ünü ve Japonya yüzde 5’ini üretiyor. Toplamda dünya emisyonlarının yüzde 90’ı!

Peki dünyanın geri kalanı? Yabancı literatürde “Yoksul Güney” olarak adlandırılan Afrika, Ortadoğu, Güney Asya ve Güney Amerika birlikte sadece yüzde 8’lik sera gazı salımı yapıyor.

Peki şimdi hesabımızı yapalım. Tüm Afrika, yoksul Asya ve Güney Amerika’nın nüfusunun toplamı, zengin Kuzey’in kat be kat üzerinde; ancak yoksul ülkelerin gezegen krizine katkıları yüzde 10’un altında.


Esas Fail: Zengin Kuzey


Dünyamızı Antroposen Çağ’a doğru itenler ABD, Kanada, Batı Avrupa, Avustralya, Japonya ve Rusya. Çin bile -nüfusu ve sanayisine rağmen- oran olarak bu faillerin arasında geride kalıyor! Dolayısıyla atmosferi ve ekolojiyi bozan nüfus sayısı değil. Eğer öyle olsaydı, yüksek nüfuslu ülkelerin daha fazla emisyon ürettiğini görmemiz gerekirdi. Rakamlar tam tersini söylüyor. Sorun insan sayısının fazlalığı değil, sorun bir sistem sorunu. Daha önceki yazılarımda değindiğim gibi, sorun kâr ve büyüme odaklı neoliberal politikalar sorunu, yani bir kapitalist ahlak(sızlık) sorunu.


O halde, dünyanın yoksul milyarlarca insanını suçlamadan önce rakamlara bakmak ve sorunun arkasındaki aktörleri doğru tespit etmek gerekiyor. Yoksulları, ezilmişleri, işçileri, köylüleri, kadınları, çocukları suçlamakla varabileceğimiz hiçbir yer yok. Dünyada nefret söylemlerini ve ırkçılığı beslemekten başka.





Kaynaklar:

J. Hickel. 2020. Less is More. How Degrowth Will Save the World. Londra: William Heinemann.


https://population.un.org/wpp/Graphs/Probabilistic/POP/900


https://www.maplecroft.com/risk-indices/climate-change-vulnerability-index/


https://www.un.org/ohrlls/mvi.

2 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Sanat alanında türcülüğün izdüşümleri

Şebnem Edikli'nin 25 Ocak 2024 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. Bir önceki yazımda hayvan hakları/hayvan özgürleşmesinin mümkün kılınabilme ihtimallerini radikal bir eşitlenme olanağı s

Daha adil bir dünya için

Şebnem Edikli'nin 1 Aralık 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. İnsan olan hayvan, tarihsel süreç içerisinde, kendi varlığını öteki üzerinden kurgulayarak, kendini doğadan koparmış ve

Comments


bottom of page