top of page
Ara
  • Şebnem Edikli

Daha adil bir dünya için

Şebnem Edikli'nin 1 Aralık 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.


İnsan olan hayvan, tarihsel süreç içerisinde, kendi varlığını öteki üzerinden kurgulayarak, kendini doğadan koparmış ve insan-olmayan hayvanlardan üstün olduğu düşüncesini ve biriciklik sorununu, tahakküm temelli bir sistemde sürdüregelmiştir. İnsanın insan-olmayan hayvanlardan üstün olduğu safsatasının çıkış noktalarına bakıldığında, mitler, destanlar, halk hikayeleri, ata sözleri, deyimler gibi birçok yazılı ve sözlü metinler aracılığıyla gerçekleştirildiğini görmekteyiz. İnsan-olmayan hayvanlar dil ve eylemlerimiz aracılığıyla insan olan hayvandan daha aşağı görülmüş, onların bilinçli ve hissedebilen canlılar olduğu fikri yok sayılmıştır. Yüzyıllardır insan merkezli bu anlayışla “ahlâki fail” olan insan, insan-olmayan hayvanları sömürmüş/sömürmekte ve ötekiyi-ötekileştirerek kendi varlığını her şeyin merkezine koyarak tanımlamış ve eylemlerini meşrulaştırmıştır. Bu anlayışın bir çıktısı olan türcülük, yılda milyonlarca hayvanın sömürülmesini meşru kılmakta, insanın insan-olmayan hayvandan üstün olduğu düşüncesini yaygılaştırmaktadır.


İnsan-olmayan hayvanların yüzyılladır mal ve kaynak olarak görülmesinin ardındaki düşünce türcülüktür. Kaynağı, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi/transfobi ve yabancı düşmanlığı gibi ayrımcılık türleri ile aynıdır. Bir grubun kendisini diğerlerinden daha üstün ve önemli görme anlayışına dayanmaktadır. Kültür, din, ekonomi ve siyasetin birbiriyle dirsek teması halinde oluşu, insan çıkarına türcülüğün zeminini oluşturmaktadır. Kültür ve din insanlara düşünce pratiklerini ve eylemlerini sorgulama sorumluluğundan kurtaran bir saha sunmakta; insan olmayan hayvanların kendisinden daha değersiz olduğu fikrini benimseyerek, insan-dışı hayvanların insanlar için var oldukları fikrini dile getirmektedir. Bu fikir yüzyıllardır beraber yaşadığımız ve gezegeni paylaştığımız hayvanlar adına korkunç bir tabloyu karşımıza çıkarmaktadır. İnsan-olmayan hayvanların zaten insanlar için var olduğu fikri, düşünülmesi zorunlu olan bir sistemi kaşımıza çıkarmaktadır.


Ekonomi sistemleri, kendi devamlılığının sürmesi için gerekli davranışları motive etmekte ve insan-olmayan hayvanları kendi çıkarları için mal statüsüne indirgemektedir. Gıda, giyim, kozmetik sektrörlerinde hayvanlar, insan çıkarı için sömürülmekte ve yaşam hakları hiçe sayılmaktadır. Bu endüstriyel sistemlere yakından bakıldığında hayvanların korkuç bir şekilde öldürüldüğünü ve sistematik bir şekilde şiddete maruz bırakıldığını görmek, değişimin ilk adımlarını atabilmek adına önemlidir. Elbette burada da bir parantez açmak gerekir. Hayvanların sistematik bir şiddetle biricikliklerinin yok sayılması, muameleye bakılmaksızın öldürülmesi, etik açıdan tartışılması gereken bir konuyu gündeme getirmektedir. Yani nasıl öldürüldükleri değil öldürülüyor olmaları tartışılmalıdır.


Siyaset ise kültürün dinamik değer yargılarını hukuk sistemleriyle norm haline getirmektedir. Bugün yaşadığımız yüzyılda bile hâlâ hayvanların hukuk sistemlerinde mal olarak görülmesinin ardında, türcü olan siyasi düşünceler yatmaktadır. İnsan olamayan hayvanların siyasi bir malzeme haline dönüştürülmesi kabul edilemez bir noktadadır. Başkasının adına cüreretkâr tutumlarla konuşmanın ve karar vermenin ağırlığının ve sorumluluğunun derhâl farkına varılmalıdır. İnsan-olmayan hayvanın insan merkezli sistemdeki statüsünü belirleyen; kültür, din, ekonomi ve siyasetin, hayvanı insandan daha aşağı ve değersiz gören etkilerinin çıkış noktalarına odaklanmak, insan-olmayan hayvanın bu sistemdeki konumunu değiştirmek adına olanaklı bir zemin sağlayacaktır.


PEKİ NE YAPILABİLİR?


İnsan ve insan-olmayan hayvan arasındaki iktidar ilişkilerine hayvan özgürleşmesi adına yakından bakmak önem arz etmektedir. Bu krize bir çıkış noktası olarak vegan felsefeyi öncelikle pratik olarak ahlâki bir fail olan insanın benimsemesi, bir başlangıç niteliğinde olacaktır. Tek çıkış yol elbette veganlık değildir. Veganlık tekrar etmem gerekir ki sadece bir başlangıçtır. Hayvan özgürleşmesinin devamlılığı için nerdeyse her alana sirayet eden türcü düşünce sistemilerinin değişmesi adına bireyin sorumluluğunun ve öneminin farkına varılmalıdır. Öncelikle bu politik bilincin bireyde başlatılması ve sonraki aşamalarda türcü sistemlerin dönüşmesi adına insan ve insan olmayan hayvanların, radikal bir eşitlenme olanağı gözetilerek, türler arası eşitlik benimsenerek, hiyerarşisiz politikalar geliştirilmelidir. Burada konunun daha anlaşılabilir kılınması adına bir örnek vermek gerekirse; bir müzik emekçisi olarak, kendi alanımda insan-olmayan hayvana olan körlüğün akademik bir düzlemde tartışılması adına çaba göstermekteyim. Bilimsel çalışmalarla hayvana olan bu körlüğün farkına varılması adına çeşitli çalışmalar yapmakta ve sanatı bir aktivizm biçimine dönüştürerek türler arası eşitlik için hak mücadeleleri vermekteyim. Elbette herkes bunu yapmak zorunda değil. Çeşitli aktivim yöntemleri ile toplumun vegan felsefeyi benimsemesi mümkün. Bugün Türkiye’de veganlığın yaygınlaştırılması adına piknikler, söyleşiler, stantlar gibi birçok aktivizm yöntemi kullanılmaktadır. Ancak burada değinilmesi gereken diğer bir önemli nokta ise ne azaltmacı ya da konformist yaklaşımlar ne de vejeteryanlık hayvanın bu sistemdeki konumunu radikal bir biçimde değiştirmeye olanak vermemektedir. Çünkü bu pratiklerde yine merkezde olan insanın kendisidir. Daha adil bir dünya için hayvanların yaşam haklarına ve hissedebilen canlılar olduğuna odaklanmak, hayvanların var olan haklarının teslim edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla insanın kendisini merkeze koyma fikri dönüşmeli, türler arası eşitlik fikri benimsenmeli ve pratik olarak harekete geçilmelidir.


Türcülük karşıtı bir yaklaşım olan vegan düşünce savlarını etik bağlamda oluşturmasıyla günümüzde bir beslenme biçimi değil, hak temelli bir adalet mücadelesidir. Burada odaklanılması gereken ilk olgu “yaşam hakkı” ve beraberinde “başkaları tarafından mülk olarak kullanılmama” durumudur. Tüm hayvan kullanımları muameleye bakılmaksızın “istismardır”. Hayvanların kategorize edilmeden hissedebilen canlılar olduğuna odaklanılmalıdır. Türcülük tıpkı ırkçılık, cinsiyetçilik ve heteroseksizim gibi tüm ayrımcılık biçimlerini ve ötekileştirici tutumları reddetmekte ve bu sebeple toplumsal adalet mücadelesinde önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Şiddetsizlik temelli bir yaşam ve etik tutarlılık açısından veganlık hayvanlara olan asgâri yükümlülüğümüzdür. Tarihsel süreçte asıl sorun, insanın kendisini nasıl tanımladığı ve hayvanın bu tanımla olan bağlantısıdır.

2 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Sanat alanında türcülüğün izdüşümleri

Şebnem Edikli'nin 25 Ocak 2024 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. Bir önceki yazımda hayvan hakları/hayvan özgürleşmesinin mümkün kılınabilme ihtimallerini radikal bir eşitlenme olanağı s

Biyoçar, tarım ve biyoçar sertifikasyonu

Benginur Baştabak'ın 7 Aralık 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. “Yeni nesil siyah altın; biyoçar!” Bir önceki yazımda biyokütle enerjisinde kaynak hassasiyeti ve tarıma etkilerinden

Nereden çıktı bu sera gazları?

Elif Gödekmerdan'ın 21.12.2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. Fosil yakıtın ne demek olduğunu bilmeden, az da olsa kimyasını anlamadan doğaya ne yaptığını kavramak zordur. Neden fosil

bottom of page