top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıÇiler Çilingiroğlu

Tohumların Gandi’si Vandana Shiva İzmir’de ne anlattı?

Prof. Dr. Çiler Çilingiroğlu'nun 21 Mart 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.


İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi için İzmir’e davet edilen ekoloji hareketinin önde gelen düşünürlerinden Vandana Shiva muhteşem bir konuşmayla bizi büyüledi. Bu eşsiz kadını canlı dinlemek ve onun bilgeliğinden ilham alabilmek büyük bir şanstı. Ben de kongrenin bir delegesi ve Ege Üniversitesi Antroposen Araştırma Grubu’nun üyesi olarak orada bulundum. Sizlere konuşmasında öne çıkan bazı fikirleri aktarmak istiyorum.

Vandana Shiva; dünyanın önde gelen ekoaktivistlerinden, ekofeminizmin kurucularından biri. Gıda egemenliği konusunda çok önemli çalışmaları var. Küreselleşme karşıtı bir aydın, anti-emperyalist bir düşünür. Çok sayıda kitabı var, bazıları Türkçe’ye çevrildi.


BİREY YOKTUR


Konuşmasının ana eksenini Batılı Kartezyen düşüncenin doğayı insana dışsal olarak tanımlaması oluşturdu diyebilirim. Özellikle Bacon, Locke ve Smith gibi liberal düşünürlerin bireyci ve doğayı tüketilecek “kaynaklar” olarak tarif eden çalışmalarını eleştirdi. Shiva, küreselleşmeci kapitalist ekonomik modele zemin hazırlayan bu düşünceyle nüktedan bir hesaplaşma yaparak politik duruşunu tarif etti. Güçlü bir anti-emperyalist tınının eşlik ettiği konuşmada Shiva, Batılı liberal düşüncenin dünyayı getirdiği durumun sürdürülemez olduğunu vurguladı.


Hiç tereddütsüz olarak “birey diye bir şey yoktur!” dedi. İnsanın çevresindeki insan ve insan-olmayan varlıklara olan zorunlu bağlılığını ve bağımlılığını vurgulayarak, aslında bağımsız ve kendi ayakları üzerinde duran (ve buna bağlı olarak kendi bacağından asılan) modern bireyin bir kurgu olduğunu anlatmak istedi. Batı düşüncesi toplumsallığı ve dayanışmacı pratikleri tarihten dışlayarak, bireyi ve rekabeti tüm gezegene pompaladı. Bunun dünyayı daha iyi ve zengin yapacağını savunuyordu liberal ekonomistler; geldiğimiz noktada dünya hiç bu kadar adaletsiz, tekinsiz ve sağlıksız olmamıştı. Shiva, bize bunu hatırlattı: “Birey diye bir şey yoktur!”


Konuşması içinde birkaç kere “insanlar arada-varlıklardır” dedi; yani biyolojik bir tür olarak kendimizi dünyadaki diğer canlılardan ayrı olarak tasavvur etmenin hatalı bir tutum olduğunu belirtti. Batılı taksonomilerin bizi alıştırdığı gibi canlılar dünyasını birbirinden mekanik sınırlarla ayrılan ve hiyerarşik olarak sıralanabilen tür listeleri olarak görmenin yanlış olduğunu söylüyor Shiva. Evrene ve canlılığa ilişkin Kartezyen düşüncenin bir son bulması gerekiyor ona göre. Esasında bizi bugünkü çıkmaza sürükleyen felsefi zemini hızlıca terk etmemiz gerekli.

Shiva’ya göre, doğa ne bize dışsal tüketilebilir varlıklar bütünüdür ne de biz ondan bağımsız ve ona üstün aktörlerizdir. Kendi içimizdeki doğayı tanımayı reddeden, onu yadsıyan ve görmezden gelen; hatta ötekileştirdiği ve küçümsediği kadınlar gibi gezegenin tüm varlıklarını köleleştiren eril tutumun sığ ve açgözlü karakterini eleştirmiş oldu böylece.


MONOKÜLTÜR KÖLELİK SİSTEMİDİR


Shiva’nın konuşmasını çokluğa, çeşitliliğe, küçük ve alçakgönüllü olana bir saygı olarak tanımlamam mümkün. Biyoçeşitliliğin hem dışımızda hem de kendi bedenimizde olduğunu hatırlattı bunun için. Monokültürün bir çeşit katliam olduğunu, doğanın doğasına aykırı olduğunu ve monokültürü sadece endüstriyel tarımın arzu edebileceğini vurguladı.


Şu sözleri önemliydi:

“Eğer bir ürünü nereye ekeceğinize, ne kadar ekeceğinize, ne zaman ekeceğinize ve ne kadara satacağınıza siz karar veremiyorsanız, o zaman kölelik sisteminde yaşıyorsunuz demektir.”


Monokültürü eleştirirken kafasında sadece ulusaşırı büyük şirketlerin endüstriyel tarım uygulamaları yoktu. Aynı zamanda toplumsal yaşamdaki monokültürleşmeyi de eleştirdi. Çeşitlilik, farklılık ve farklarla bir arada olmanın ekolojik ve toplumsal iyi yaşamın önkoşulu olduğunu anlatmak istedi bize. Toplumsal homojenleşmenin ise bir yoksulluk paradigması olduğunu.


Benim için en çarpıcı sözlerinden biri kapitalist ekonominin dünyayı ölçme ve onu sayısallaştırma tarzına getirdiği eleştiriydi. “Liberal ekonomiler tohumun ağırlığını ölçer” dedi. Hâlbuki bizim ölçmemiz gereken şey onun besin değeridir. Shiva’ya göre monokültüre dayalı endüstriyel tarım hep tohumun ağırlığına odaklandı ve onu büyütmeye çalıştı. Tohum büyüdükçe başarılı olduğunu zannetti. Ne var ki, üretilen tohumun besin değerine ve geride bıraktığı toprağın sağlığına hiç bakmadı bu yaklaşım. Baksaydı, monokültüre dayalı tarımın insan ve toprak sağlığı açısından yarattığı derin yaralar görünür olacaktı. Bunun için esasen çocukların sağlığına bakmaları yeterli olacaktı. Kendi yaptığı çalışmalardan da sayısal örnekler paylaşarak, biyoçeşitlilik içinde yetişen gıdaların hem besin değerleri açısından hem de toprağın sağlığı açısından çok daha “verimli” olduğunu ortaya koydu. “Ölçü birimlerimizi değiştirmeliyiz” dedi sonuç olarak. “Yaşamın ölçü birimi gıdadır, para değil”.


Velhasıl İzmir’den bir Vandana Shiva geçti. Bizde güzel izini bırakarak. Emeği geçenlere teşekkür ederim.

2 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Sanat alanında türcülüğün izdüşümleri

Şebnem Edikli'nin 25 Ocak 2024 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. Bir önceki yazımda hayvan hakları/hayvan özgürleşmesinin mümkün kılınabilme ihtimallerini radikal bir eşitlenme olanağı s

Daha adil bir dünya için

Şebnem Edikli'nin 1 Aralık 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. İnsan olan hayvan, tarihsel süreç içerisinde, kendi varlığını öteki üzerinden kurgulayarak, kendini doğadan koparmış ve

Biyoçar, tarım ve biyoçar sertifikasyonu

Benginur Baştabak'ın 7 Aralık 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır. “Yeni nesil siyah altın; biyoçar!” Bir önceki yazımda biyokütle enerjisinde kaynak hassasiyeti ve tarıma etkilerinden

bottom of page